Temmuz 1852: Gustave Flaubert Madame Bovary’de ilerlemekte, Louise Colet’ye mektuplarında bir yandan zihninde parıldayan o düzyazı idealini, bir yandan da bu ideali hayata geçirirken karşılaştığı büyük güçlükleri dile getirmektedir. Bu programın çıkış noktasını oluşturan mektupta, ideallerle gerçekler arasındaki bu uçuruma dair önemli ipuçları buluyoruz: Flaubert düzyazıya şiirin itibarını kazandırmak istiyor, ama bu büyük dönüşümü şiirdekine benzer bir düzyazı geleneğinin yokluğunda, neredeyse tek başına gerçekleştirmesi gerektiğini görüyor. Emre Ayvaz ve Kerem Eksen, Gustave Flaubert’den Mektuplar’ın üçüncü bölümünde Flaubert’in bu meşakkatli projesinden, tek tek cümlelerle kitabın bütünlüğü arasındaki gerilimden, gücünü olaydan değil üsluptan alan romandan, sinemadan, James Joyce’tan ve Çehov’dan bahsediyorlar.