Zamanın birinde, ülke padişahının kömür gözlü, gece karanlığı gibi uzun saçları, dolunay kadar güzel yüzlü ve sülün gibi uzun boylu güzeller güzeli bir kızı varmış. Padişah kızının üzerine titrer onu çok ama çok severmiş. Prenses güzel olduğu kadar becerekiliymiş de. Elinden dikiş, nakış gibi ince bir çok iş de gelirmiş. Bir gün bahçede dikiş dikerken parmağındanki dikiş yüzüğünü dikiş tablasına bırakmış. Bir anda gökten beyaz bir güvercin uçuverip dikiş yüzüğünü kapmış ve uçup gitmiş. Bu olay takip eden birkaç günde de beyaz güvercinin bir anda gökten bitip Prenses’in çeşitli eşyalarını alıp götürmesiyle devam etmiş. Beyaz güvercin o kadar güzelmiş ki, Prenses ona aşık olmuş ve aşkından yataklara düşmüş. Dadısına her şeyi anlatmış. Lakin padişah babasına söylememesi için ondan söz almış. Ülkedeki en iyi hekimleri tutan padişah ne yaptıysa kızını iyileştirememiş. Çaresiz padişah’ın huzuruna bir gün bir alim çıkmış ve ondan şehrin ortasına şifalı suları olan bir hamam yaptırmasını tavsiye etmiş…