Osmanlı deyince orada durun! Osmanlı, Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve sahâbeden sonra İslâm’ı gerçek anlamda yaşayan ikinci topluluktur dünya üzerinde. Osmanlı’yı Osmanlı yapan Allah’ın dînidir. Bu dînin temeli, 14 asır evvel yaşanan Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in ve sahâbenin yaşadığı Kur’an’daki İslâm’dır. İşte Osmanlı, Kur’an’daki İslâm’ı yaşadı. Kur’an’daki İslâm’ın hayata geçirilmesine zamanımızda “tasavvuf” deniyor. İngilizce adı sufizm. Allah ile olan ilişkilerin kurulmasında dizayna baktığımız zaman Allahû Tealâ bütün insanların zaten mutluluğunu istiyor. Ve bir insanın mutluluğa ulaşması istikametinde neler yapması lâzımgeldiğini Kur’an-ı Kerim’ine hükümler halinde koymuş. Bundan 14 asır evvel başta Peygamber Efendimiz (S.A.V) olmak üzere bütün sahâbe, Allah’ın bu Kur’an’da hedef gösterdiği şeyleri yaşamışlar.
Zamanımızda ne yazık ki insanları cennet saadetine ulaştıracak olan bütün temel farzlar devreden çıktığı gibi insanları dünya saadetine ulaştıracak olan bütün temel farzlar da devreden çıkmış durumda. Yani Kur’an-ı Kerim farzları koymuş. Allahû Tealâ biz insanları mutluluğa nasıl götüreceğinin bütün dizaynını koymuş Kur’ân-ı Kerim’e. Ve onlar 14 asır evvel Kur’an’ın bütününü yaşamışlar. Bugün artık o İslâm yaşanmıyor. İşte bugün insanların yaşadığı İslâm, artık Allahû Tealâ’nın farz kıldığı hükümleri ihtiva etmiyor. Onun dışında insanları hedefe ulaştırmayacak olan hangi farzlar kalmışsa hepsi tatbik ediyor. Ve zavallı insanlar, onları tatbik ederek kurtuluşa ulaşacaklarını zannediyorlar.
Öyleyse Osmanlı ne yaptı? Osmanlı kendisine Peygamber Efendimiz (S.A.V)’i, Osmanlı kendisine bütün sahâbeyi örnek aldı. Yükselme devresi boyunca padişahtan başlayarak aşağı doğru inen her kademe Allah’ın dostuydu. Öyleyse Allahû Tealâ’nın dizaynına dikkat edin. Başlangıçta Sultan Osman’dan başlayarak hepsinin mürşidleri olduğunu görüyoruz. Ve bu mürşidlere %100 bağlı olan padişahlar, aslında Allah’ın padişahı oluyordu. Öyleyse dizaynın yukardan aşağı inen statüsüne baktığımız zaman önce Allah’ı görüyoruz, sonra Allah’a bağlı olan mürşid. Ondan sonra mürşide bağlı olan padişah, ondan sonra onun emrinde kimler varsa onlar hep Allah’ın dostları.Öyleyse Osmanlı ne yaptı? Osmanlı kendisine Peygamber Efendimiz (S.A.V)’i, Osmanlı kendisine bütün sahâbeyi örnek aldı. Yükselme devresi boyunca padişahtan başlayarak aşağı doğru inen her kademe Allah’ın dostuydu. Öyleyse Allahû Tealâ’nın dizaynına dikkat edin. Başlangıçta Sultan Osman’dan başlayarak hepsinin mürşidleri olduğunu görüyoruz. Ve bu mürşidlere %100 bağlı olan padişahlar, aslında Allah’ın padişahı oluyordu. Öyleyse dizaynın yukardan aşağı inen statüsüne baktığımız zaman önce Allah’ı görüyoruz, sonra Allah’a bağlı olan mürşid. Ondan sonra mürşide bağlı olan padişah, ondan sonra onun emrinde kimler varsa onlar hep Allah’ın dostları.
Öyleyse böyle bir dizayn nereye ulaştırır insanı? Nereye ulaştırır devleti? Osmanlı’ya Devlet-i Aliyye deniyordu. Devlet-i Aliye; yüksek devlet demek. Osmanlı bir süre sonra âleme nizam vermeye başlayınca “Nizam-ı Âlem” adını aldı. Gerçekten kim Osmanlı’dan yardım istemişse Osmanlı mutlaka yardımına koşmuştur. Fransa Kralı Almanya ile yaptığı savaşta yenilip zor durumda kaldığında acele Osmanlı’ya müracaat etti. Ve Osmanlı onu derhâl himayesine aldı. Hangi şartların içinde olursa olsun, Osmanlı ordusu İslâm’a karşı nerede saldırı varsa orada mutlaka vaziyet alırdı. Ve Osmanlı Allah için yaşadı, Allah için devleti idare etti.
Öyleyse meselelerimize baktığımız zaman Osmanlı’yı görüyoruz. Osmanlı’nın başında da hep Allah’ı görüyoruz. Düşünün ki yeniçeri ocağına hiçbir acemi oğlan, bir mürşide bağlı olmadan adım atamazdı. Biliyorsunuz ki yeniçerilik, acemi oğlan denilen bir başlangıç devresinden başlar. Zamanımızda buna askerde eğitim mi deniyor? Öyle bir isim var. İlk eğitimin verildiği yer acemiliğin geçiştirildiği yer. İşte böyle bir hedefe ulaşabilmek için mutlaka bir mürşide tâbî olmak gerekiyordu. Tâbî olmayan asker olamazdı.