''...Bizi “birleştirmesini, teke indirmesini, kuşkularımızı gidermesini” istediğimiz insan bizi sevmediğinde, kendi içimizdeki o sürekli değişen görüntülerden yapıp dışarı yansıttığımız parlak tablo paramparça olur. İçimizde kıpırdanıp duran çalkantılı görüntünün gölgeleri artar, Bizi endişelere sevk eden karanlıkları çoğalır, kendimizle ilgili kuşkular büyük bir salgın gibi her hücremizi esir alır ve bütün ruhumuz sürekli sancıyan büyük bir yaraya dönüşür.
Mantıklı davranış, “bu değilmiş” deyip yoluna devam etmektir ama bunu diyemeyiz, çünkü mantığımız da o ateşli hastalığın etkisiyle kuruyup kavrulmuş, bizim için bütün inandırıcılığını kaybetmiştir.
O zaman, kendi üstümüze kapanıp bir hayvan gibi yaramızı yalayarak kendimizi iyileştirmeye uğraşırız.
Ya da…Yaralı bir hayvan gibi saldırırız, kendi gücümüzü kendimize, bizi sevmeyeni cezalandırarak göstermek isteriz.
Bence asıl büyük ceza, “sevilmeyen” birinin cevabını en çok merak ettiği sorunun, “beni niye sevmedi? ” sorusunun gerçek cevabını bilen tek kişinin de ebediyen susmasıdır.
“Beni niye sevmedi?”