Listen

Description

Ne kadar güzelsin Dünya, ne kadar görkemli

Işığa itaatin ne kadar kusursuz ve güneşe teslimiyetin ne kadar asil

Ne kadar sevgi dolusun gölgenin altında ve yüzün ne kadar cazibeli bilinmezlikle maskelenmiş.

Şafağının şarkısı ne kadar huzur verici ve ne kadar haşin akşamının övgüleri.

Ne kadar kusursuzsun Dünya, ne kadar büyük

Düzlüklerine yürüdüm,

kayalık dağlarına tırmandım,

vadilerine indim, mağaralarına girdim.

Düzlüklerinde hayalini buldum, dağlarında gururunu.

Vadide sükunetine tanık oldum,

Kayalıklarında azmine; mağaranda ise sırrına.

Sen zayıfsın... ve güçlü ve mütevazi ve mağrur.

Sen esneksin ve katı ve açık ve gizemli.

Denizlerini aştım ve nehirlerini keşfettim ve derelerini izledim.

Medcezirlerinde ebediyetin konuştuğunu duydum

ve tepelerinde çağların şarkılarını söylediğini.

Dağ geçitlerinde ve yamaçlarında, yaşamın yaşama haykırışını dinledim.

Sen ebediyetin ağzı ve dudakları, zamanın telleri ve parmakları,

Yaşamın gizemi ve kararlılığısın.

İlkbaharın uyandırdı beni ve nefesinin tütsü gibi yükseldiği bahçelerine götürdü.

Yazın verdiğin meyvelerini gördüm.

Sonbaharda, asma bahçelerinde, kanının şarap gibi aktığını gördüm.

Kışın beni yatağına taşıdı.

Sakin ve temiz bir gecede, ruhumun pencerelerini ve kapılarını açtım

yüreğim tutku ve hırsla dolu, seni görmek için çıktım.

Ve seni, sana gülümseyen yıldızlara bakarken gördüm.

Ben de koparıp attım zincirlerimi,

çünkü ruhun ikamet ettiği yerin, senin yerin olduğunu anladım.

Onun arzuları senin arzularında büyür; huzuru senin huzurundadır

ve mutluluğu, senin bedeninde yıldızların parladığı altın tozdadır.

Bir gece gökyüzü griye dönerken ve ruhum kaygılı ve endişeliyken, sana geldim.

Ve sen bana, öfkeli fırtınalarla, geçmişi bugünle savaştıran,

eskinin yerine yenisini koyan

ve güçlünün zayıfı dağıtmasına izin veren bir dev gibi göründün.

Orada öğrendim , insanların yasasının senin yasan olduğunu.

Fırtınasıyla kuru dallarını koparanın, yorgun bir şekilde öleceğini öğrendim.

Ve kuru yapraklarını koparmak için devrimi kullananın, yavaşça yok olacağını.

Biz rüyalar olmadan uyuruz, ama sen ebedi uyanıklığında rüya görürsün.

Biz kılıç ve mızraklarla senin canını deleriz ve sen yaralarımızı örtersin.

Biz senin bahçelerine kafatasları ve kemikler gömeriz

ve sen onlardan servi ve kavak ağaçları yaratırsın.

Top ve bombalar yapmak için senin maddelerini alırız, sense o maddelerden zambaklar ve güller yaratırsın.

Ne kadar sabırlısın ve ne kadar merhametli

Tanrının, uzun dallarıyla gökyüzüne ulaşan ağacı olmak için- gök kubbenin bahçesine atılan bir tohum musun?

Yoksa, devlerin devinin damarlarındaki bir kan damlası,

ya da alnından damlayan bir ter damlası mısın?

Güneşle olgunlaşan bir meyve misin?

Kökleri ebediyete uzanan ve dalları sonsuzluğa yayılan

Mutlak bilgi ağacından mı oluştun sen?

Zaman Tanrısının, Yer Tanrısının avucuna koyduğu değerli bir taş mısın?

Sen kimsin Dünya, nesin sen?

Sen, Bensin Dünya!

Sen benim görüşüm ve anlayışımsın.

Sen benim bilgim ve hayalimsin.

açlığım ve susuzluğumsun.

Sen benim hüznüm ve mutluluğumsun.

Sen, gözlerimde yaşayan güzellik, yüreğimdeki özlem, ruhumdaki hiç bitmeyen yaşamsın.

Sen, Bensin Dünya.

Benim benliğim olmasaydı, sen de olmazdın.