Çığlık çığlığa bağırıyor, tüm bedeni titriyordu. Ama artık onu kimse duyamazdı çünkü ruhu bedeninin dışındaydı. Ses telleri titreşemiyor, akciğerlerinden hava çık mıyor, kalbi dümdüz bir çizgi çiziyordu. Eylül! henüz renk ve kokular bitmemiş fakat baharın bol renkleri hissedilmez şekilde kaybolmuştu. Baharın rengi soluverdi. Artık uyanmış doğanın ruhunu görüyordu. Yaprakların nasıl sararmış, birçoğunun düşüp çamurlarda çürümüş olduğunu görüyor ve şimdi hava ne kadar güzel olsa, ne kadar geçici, Bu renk ve güzel kokuları değeri bilinmemişti. Herkes bir yerde, bir anda takılabilirdi. Beklemesini bilenler herhalde bu dünyada bulunan insanüstü bir kuvvetin gözünden kaçmazdı. Salon'a yeniden sessizlik çöktü, ama bu seferki sessizlik öyle heyecan dolu, öylesine somuttu ki, elinizi uzatsanız dokunabilirdiniz neredeyse. İnsanlarla birlikte olmayı isteyip istemediğine karar vermek ona zor geliyordu. Birileriyle olduğu zaman uzaklaşmak istiyordu, yalnız olduğu zaman da yanında birilerinin olmasını. Zaten insan tedirgin olmayagörsün, kafasına hep korkunç düşünceler takılır. Sanki tek yapabileceği, başının masanın üzerine düşmesini engelleyebilmekti. Birkaç dakika öylece oturdu. Acıdan başka hiçbir şeyi duymuyordu. İçeriği ve sınırı olmayan, avaz avaz bir acı. O acının zihninde mi, yoksa bedeninde mi olduğunu anlayamadan oturuyordu. "Gerçek mi bu? Yoksa hepsi benim kafamın içinde mi olup bitiyor?'' Zihin bir kitap değildir ki, istendiği zaman açılsın, boş vakitlerde incelensin. Düşünceler kafatasının iç tarafına kazınmaz ki, herhangi bir müdahaleci tarafından okunsun. Zihin karmaşık ve çok katmanlı bir şeydir. Ya da en azından, çoğu zihin böyledir. Elbette kafanın içinde olup bitiyor. Ama bu niçin gerçek olmadığı anlamına gelsin ki? Başını kaldırdı, dikleşti, yavaşça arkasına yaslandı. ''Kendimi hep çok öfkeli hissediyorum. Ya başımdan geçen bunca şeyden sonra içimde bir şeyler bozulduysa? Ya kötü birine dönüşüyorsam?'' Hepimizin içinde hem aydınlık hem de karanlık bir taraf vardır. Önemli olan hangisini seçtiğimizdir. Bizi biz yapan budur. Neyin doğru olduğuna inanıyorsan onu yapmalısın. Başarıyı getiren şey, yanındakilerin sayısı değil ,inandığın şeylerin niteliğidir. Bilinmeyenle yüz yüze gelindiğinde, gösterilen cesaret bir büyücü için önemli bir özelliktir. Çok önemli bir özellik. Hem güzel, hem korkunç bir şeydir gerçek, çok özen ister. Şimdi ilk defa olarak, korku ve dehşetin gerçek kökeninin ne olduğunu düşündü. Felâkete, elleri arkasında bağlı olarak itilmek. Savaşmak, yine savaşmak önemlidir, demişti Dumbledore. Savaşmaya devam etmek...Çünkü ancak o zaman kötülüğü uzakta tutabilirsin, asla tamamen silmesen de…Ne kadar sıra dışı olursa olsun, o anda herkesin hissettiklerini hissediyordu. Gençler, yaşlıların neler düşündüğünü ve hissettiğini bilmezler. Ama ihtiyar adamlar, genç olmanın nasıl olduğunu unutmuşlarsa, suçludurlar...Sahnenin tuhaflığını tam anlamıyla görebilecek olan tek kişi oydu. Ne kadar zekiysen, hataların da diğerlerine nazaran o ölçüde muazzam ve dikkat çekici oluyor. Işığın sonunda taş duvarlardaki sihirler yazılıydı. Yıllar ve geceler boyunca sihrin tiktakıyla, o kanı seve seve vermişti. Uzaklardaki bir günün uğruna vermişti. Yolun ucundaki ışığın bedeli, onun çabalarıyla, gücüyle, zihniyle, umuduyla ödenmişti...Kim ne dese, geride bırakılmış olmanın üzüntüsü silinmedi. Hangi açıdan bakarsa baksın, daha önce kendini hiç böylesine kötü bir açmazda bulmamıştı. Nerede olduğunu ve ne yapacağını bilmeyen biri gibi davranıyordu. Bu çaresizliği izlemek, gözyaşlarını izlemekten de zordu. "Darmadağın olmayı kaldıracak halim yok. Kendimi toparlamalıyım.'' Düşmanlarımıza karşı koymak yürek ister, ama dostlarımıza karşı koymak da yürek ister. Sanıyor musun ki sevdiklerimiz ölünce bizi gerçekten de terk eder? Zora düştüğümüzde onları her zamankinden de berrak bir şekilde hatırlamadığımızı mı sanıyorsun? Sevgiyle güzelleşmeyen insandan kork. Onları hiçbir şey mutlu edemez.