Müthiş masalsı bir dil kullanımı olduğu için olayların fasülye sırığına tırmanıp gittiğiniz devler ülkesinde yaşandığını sanabilirsiniz ama 1. Dünya Savaşı’nın başından 1970’lere doğru uzanırken Polonya’nın bir köyündeyiz. Sıradan bir ailenin yaşam çizgisi üzerinden hikayeyi takip edebilecek olsak da beni en çok etkileyenler, toplumun dışına itilmiş ama kendi içinde tutarlı yaşamları olan yan karakterlerdi.
Hayat kadını olduğu için köyden uzaklaştırılıp ormanda yaşamaya başlayan Başak birlikte olduğu adamların onun üzerine çıkmasına hiç izin vermedi, çünkü onlarla eşitti.
Delirmek için çok sebebi olsa da bir günde değil, gökteki ay onu dikizlemeye başlayınca yavaş yavaş hayvanlarla iletişim kurmaya başlayan nineyi köpekler insanlardan daha kolay anladı.
Atalarından yadigar malına, mülküne genç Sovyet Devlet tarafından el konulurken Toprak Sahibi, varoluşsal sorularına cevap aradığı Oyun sayesinde rüyalarını kontrol edebilmeyi öğrendi. Sahip olduğu her şeyi alsınlar, rüyaları sayesinde istediği her şeye o zaten sahipti.
Kitap üzerine konuşmak isterseniz instagram linki aşağıda; bölüme ilişkin postun altına yorum bırakabilirsiniz.