Listen

Description

Adı “Umuda Yolculuk” olan büyük bir feribot, Akdeniz’in sıcak - soğuk sularını her zaman sakin bir zarafetle yarardı. İçinde farklı kültürlerden, farklı yaşlardan, farklı hayallerden insanlar vardı. Kimi öğrenciydi, kimi öğretmen, kimi iş insanı, kimi yol yordam bilmeyen bir genç. Fakat hepsinin ortak bir yanı vardı: iyilikle, eğitimle, merhametle yol alan bir hareketin yolcuları olmaları. Birbirlerine destek olur, limanlara uğradıkça umut taşır, kitap dağıtır, gönüllü işler yapar, insanlara sıcaklık götürürlerdi.

Feribotun güvertesinde her zaman bir ışık yanar, bu ışık yolu gösterirdi. Kaptan, mürettebat ve yolcular arasında güçlü bir güven bağı vardı. Fırtınalar olurdu elbet, ama hiçbir zaman batacak gibi hissetmezlerdi. Ta ki o geceye kadar…

I. Bölüm – O Gece

2016’nın o karanlık gecesinde, deniz bir anda bir öfke nöbetine tutulmuş gibi kabardı. Dalgalar, yıllardır güvenle ilerleyen Umuda Yolculuk’un gövdesine çarpmaya, onu sağa sola savurmaya başladı.

Fakat bu fırtına sadece doğanın değil, insanların çıkardığı bir fırtınaydı. Bir anda, feribotun içinde “Delik var!”, “Gemi batıyor!”, “Bu gemi suçlu!”, “Kaptan hain!” diye bağıranlar türedi.

Her biri birbirine zıt onlarca ses yükseldi. Kimisi gemiyi hiç görmemişti, kimisi yıllardır aynı güvertede yürüyordu ama bir anda tanımaz olmuştu. Sosyal medya köpürdü, haber kanalları alev aldı, bağırtılar göğü kapladı.

İşte “Estonya Feribot Sendromu” tam o an devreye girdi. Gerçek tehlike tam anlaşılmadan, kimse doğru düzgün bir inceleme yapmadan, binlerce insan tek bir akışa kapıldı:

“Bu gemi batacak!”“Bu gemi batmalı!”“Batmasına izin verin!”

Yolcuların sesini kimse duymadı. Söyledikleri, dalgaların uğultusunda kaybolup gitti.

II. Bölüm – Karanlık Suya Düşenler

Fırtına büyüdükçe gemi ağır hasar aldı. Bazı yolcular korkudan suya atladı; bazıları mecbur bırakıldı; bazıları yurtlarından, limanlarından koparıldı.

Deniz, buz gibiydi.Çığlıklar yankılanıyordu.Ama en kötüsü şuydu:

Yıllarca aynı masada oturan dostlar, aynı güvertede yürüyen komşular, aynı şarkıları söyleyen insanlar birbiriyle vedalaşmadan uzaklaştı.

Kimi geminin suçlu olduğuna inandırıldı.Kimi gözlerini kaçırdı.Kimi olanları izlememeyi seçti.

Bir tek şunu hiç kimse konuşmadı:Feribotun gerçekten nasıl battığını.Tıpkı Estonya feribotunda olduğu gibi…

Gerçek bir türlü tam olarak araştırılamadı, soru işaretleri sürekli büyüdü.Ama sonuç ortadaydı: Gemi battı.Ve denize düşen binlerce insan dünyanın dört bir yanına savruldu.

III. Bölüm – Buzlu Sudaki Direniş

Aylar geçti, yıllar geçti.Denize düşenler önce soğuğa alıştı, sonra yüzmeyi öğrendi.Kimisi eline geçen küçük bir tahta parçasını sığınak yaptı.

Bir grup ise şunu fark etti:

“Eğer birbirimize tutunursak, su bizi yutamaz.”

Yüzlerce küçük sal oluştu.Salın biri Kanada’da, biri Norveç’te, biri Kenya’da, biri Brezilya’da…Birlikte yeni limanlara ulaştılar.

Bu küçük sal toplulukları;yine okullar kurdu,yardımlar yaptı,kitaplıklar yeniledi,yetimlerle ilgilendi,topluma karıştı,adil sistemlerin içine dahil oldu.

Umuda Yolculuk gemisi batmıştı ama “gaye-i hayal” batmamıştı.

IV. Bölüm – Hayatta kalanların hikâyeleri

Bir zamanlar gemide öğretmen olan Yusuf, şimdi Finlandiya’da göçmen çocuklara ders veriyordu. Soğuk bir ülkede, sıcacık bir sınıf kurmuştu.

Hemşire Elif, Almanya’da yaşlı bakımı sektöründe yüzlerce insana umut olmuştu.Ona “Bize annemiz gibi davranıyorsun.” diyorlardı.

Mühendis Aziz, Kanada’da bir teknoloji firmasının yöneticisi olmuştu ama her ay kazancının bir kısmını uluslararası burs fonuna yatırıyordu.

Ve yüzlercesi…Hepsi kendi hayatının birer yüzen yaşam botu olmuştu.

Nereye giderlerse gitsinler, bir kıvılcımı taşıyorlardı.Kimse onların geçmişini sordukça ağlamıyor, artık daha güçlü bir sesle anlatıyorlardı:

“Biz bir gemiden geldik.Battı sanılan bir gemiden.Ama içindeki insanlar yüzmeye devam etti.”

V. Bölüm – Yeni Bir Işık

Yıllar sonra, sahil kenarında küçük çocuklar oyun oynarken denizin ortasında bir ışığın yandığı görüldü.

Eskisi kadar büyük değildi.Eskisi kadar gür değildi.Ama ısıtıyordu.

Bu ışık, gemiden geriye kalan enkaz parçalarının üzerinde yeniden inşa edilmiş küçük bir eğitim merkezinin lambasıydı.Uluslararası bir yardım kuruluşuyla ortak çalışan gönüllüler açmıştı.

Fırtınalar hâlâ zaman zaman kopuyor, dalgalar hâlâ acıtıyordu.Ama herkes bir şeyi öğrenmişti:

İyi niyetli insanların yaktığı ışık, denizin dibine batmaz.Yüzeye mutlaka geri döner.Belki bir gemi değil…Belki sadece bir fener…Ama mutlaka döner.

VI. Bölüm – Kapanış

Bir zamanlar, büyük bir feribotun yolcularıydılar.Bir gece herkes onların battığını sandı.Fakat onlar, suda kaybolmak yerine her biri birer “ışık adası” oldu.

Belki gemi artık yok.Ama:

Amaç duruyor.Değerler duruyor.Ve insanlık durduğu sürece, umut da yaşayacak.

Umuda Yolculuk artık bir gemi değil, bir insan topluluğuydu.Ve bir insan topluluğunu ne dalgalar yıkabilir, ne fırtınalar, ne karanlık geceler.



Get full access to Asım İşler at okulsuztoplum.substack.com/subscribe