Listen

Description

Çıkmaz bir sokaktaydı evimiz. İki odalı bu evin küçük bir avlusu (havş), bir de yiyeceklerin saklandığı bir kileri vardı. Odalardan büyük olanının damı toprak, küçük olanının ise betondu. Kışın annem babam, ben ve sekiz kardeşim bu odaya sıkışır ve yan yana serilmiş süngerden oluşan yer yataklarının üstünde uyurduk. Tuvalet avludaydı.
Yazın tavan yıldızlarla süslenirdi. Dama kurulan ahşap tahtta yatmak, yıldızların seyrine dalmak ve güneşin ilk ışıklarıyla uyanmak bir şehirlinin kolay edinebileceği bir zevk sayılmazdı. Mardinkapı’da garaj damının arkasına yaslanan bu evde tek ve en büyük korkumuz, varlığını zaman zaman ensemizde hissettiren irili ufaklı akreplerdi.
Çıkmaz bir sokakta yaşamak bizim için gerçekten de büyük bir avantajdı. Çıkmaz sokak oyun özgürlüğünün bir diğer adıydı. Arabaların geçmediği, küçük taşlarla kaplı bu sokak hem gerçek bir komşuluğun, hem de çocukça oyun ve eğlencenin mütevazi adresiydi. Evin ilk erkek çocuğu olarak hava kararıncaya kadar çamur ve taş deryasına karışır, camdan misket(gar)lerle oynar ve zamanın nasıl geçtiğini anlamazdım. Bu dar sokakların futbolla henüz bir alışverişi yoktu. Kız çocuklarının çoğunlukta olduğu bu sokakta yine kız çocuklarının kuralları eğemendi. Komşu kızlarının ve kız kardeşlerimin arasına karışıp saatlerce yakartopu (yakantopu) oynardım.
O gece evimizde tuhaf bir kokunun gezindiğini fark etmiştim. Evin tüm ağır işlerini tek başına omuzlayan annemin kaygılı bakışlarını yakaladım. Kasketini dışarıda hiç çıkarmayan esmer tenli babamın çehresindeki gölgenin anlamını bir türlü çözemiyordum. Babamın açık kahverengi gözlerindeki hüznü açıkça sezebiliyordum. Babam hepimizi etrafına topladı. Bize sıkı sıkı sarıldı ve bizi bir daha hiç görmeyecekmiş gibi öptü ve sevdi. Dışarıda herkesin korktuğu cesaret timsali, sert ve haşin adam evde anneme sık sık eza ve cefa çektirse de, biz çocuklarına karşı son derece sevecen ve şefkatliydi. Hayatı zorluk ve mücadeleyle geçmiş bu adam yıldızların parlak ışıklarıyla aydınlanan avluda bir kürsüye oturmuş ve az sonra bizi tamamen terk edecekmiş gibi bakıyordu. Sessizliğin dili, gecenin büyüsüyle birleşmiş ve çocuk ruhunun dinginliğine vuran vahşi dalgalara dönüşmüştü.
Babam o sabah kahvaltıdan sonra bizi öptü ve annemle vedalaşarak evden ayrıldı. Nereye gidiyordu babam? Bu soruyu ancak hissedebilirdim o zamanlar. Gramerin karanlık sokaklarını aydınlatacak anlam fenerinden fersah fersah uzaktaydı zihnim. Ben sadece bizim küçe çıkmazı bilirdim. Diğer sokakların varlığını duymuştum, ancak okyanusa kulaç atmak benim için henüz erkendi.
Babamın gidişinin ardından amcamın ortanca oğlu Mümtaz bizim evde kalmaya başlamıştı. Evin en büyük erkek çocuğu olsam da, zaten geç evlenmiş bir babanın üç kız çocuğundan sonra dünyaya gözünü açmış bir evladı olarak aileyi tehlikelerden korumak için çok genç sayılırdım. Amcam babamın iş ortağıydı ve babamın yokluğunda evin geçimini o karşılayacaktı.
Bir bayram sabahıydı. Bayramların bizim için hep ayrı bir yeri ve anlamı vardı. Arefe gecesi mahalle kadınları hep birlikte sokaklara dökülür ve herkes kendi kapısının önünü yıkardı. Evlerde çörek açılır ve bu çörekleri pişirmek için fırınların yolu tutulurdu. Bayramlıklarımızı özenle saklar ve bizi bayrama taşıyacak gecede heyecandan gözlerimizi uykuya teslim edememenin zorluğunu yaşardık.
Kahvaltı sonrası annem bir sefer tasıyla yanıma yaklaştı ve uzun sarı saçlarımı okşayarak:
- Babanı çok özlemiş olmalısın. Erol’la beraber babayı ziyarete gideceksin. Çabuk hazırlan, dedi.
Hemen bayramlık elbiselerimi giydim ve amcamın en küçük oğlu Erol’la yola koyuldum. Daha önce hiç görmediğim dar sokakları geçerek on dakikalık bir yürüyüş sonrası ana caddeye çıktık. Karşımızda heybetle duran caminin yanından geçen basamakları yukarıya doğru tırmandık. Amcam oğlunun elinde içinde yiyecek bulunan sefer tasları vardı. Anlaşılan babama öğlen yemeği götürüyorduk. Ancak babam neden evimize gelmiyordu? Babam nerede kalıyordu? Bu soruların cevabını pek yakında bulmayı umarak hızlı adımlarla yürüyen amcam oğlunu yakalamaya çalışıyordum. Az sonra büyük bir binanın önünde durduk. Binanın bahçesine girdiğimizde yeşil kıyafetli birileriyle karşılaştık. Amcam oğlu dışarıda beklememi isteyerek binadan içeriye girdi. Az sonra elinde sefer tası olmaksızın geri döndü.
- Turgay, korkmadın değil mi? Diye bana yumuşakça sordu.
- Hayır, diyebildim sadece.
- Üzülme, biraz sonra babanı göreceksin.
Meheme Amcamın en küçük oğlu olan Erol, en büyük ablam Hediye ile aynı yaştaydı. Babamdan yaşça küçük olan amcam babamdan çok önce evlenmiş ve çoluk çocuğa karışmıştı.
Az sonra amcam oğlu parmağıyla yukarıyı işaret etti ve
- Bak! Amca yukarıdan el sallıyor, dedi. Yukarıya baktım. En üst katın penceresinden babamın bana el salladığını gördüm. Babam orda ne yapıyordu? Neden aşağıya inip beni kucaklayıp sevmiyordu? Babam parmağıyla bana pencerenin altına gelmemi işaret etti. Az sonra sevinçle rüzgarın etkisiyle savrulan iki kağıt parayı kovalıyordum. O gün babamın yattığı bu yerin ülkenin kaderinde ne büyük bir rol oynadığını yıllar sonra öğrenecektim.

COMPREHENSION QUESTIONS

1. Turgay’ın ilk yaşadığı evi tasvir edebilir misiniz?
2. Yazara göre çıkmaz bir sokakta yaşamanın avantajları nelerdir?
3. Yazar bu sokakta nasıl vakit geçirir, ne gibi oyunlar oynardı?
4. Turgay’ın babası nasıl bir insandı? Onu tarif edebilir misiniz?
5. Mümtaz neden Turgay’ın evinde kalmaya başladı?
6. Turgay’ın babası evden ayrıldıktan sonra, ailenin geçimini kim karşılamaya başladı?
7. Yazarın yaşadığı mahallede Bayramlarda neler yapılırdı?
8. Bayramdan önceki gece (Arefe gecesi) yazar neden uyumakta zorluk çekerdi?
9. Erol kimdi?
10. Yazarın Babası en üst katın penceresinde ne yapıyordu?
11. Turgay’ın babası nerede kalıyor olabilir?

Written by Turgay Evren