Fluent Fiction - Turkish: A Breezy Beginning: Love Blossoms on the Boğaz Tour
Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:
fluentfiction.com/tr/episode/2025-07-16-22-34-02-tr
Story Transcript:
Tr: Boğaz’ın ferahlatıcı rüzgarı, o yaz günü sıcaklığını unutturuyordu.
En: The refreshing breeze of the Boğaz made one forget the heat of that summer day.
Tr: Emrah ve Selin, ilk buluşmalarını Boğaz turuyla yapmaya karar vermişlerdi.
En: Emrah and Selin had decided to have their first date with a Boğaz tour.
Tr: Emrah, İstanbul’a yeni taşınmış bir yazılımcıydı.
En: Emrah was a programmer who had just moved to İstanbul.
Tr: İçine kapanık, ama derin düşünen biriydi.
En: He was introverted but a deep thinker.
Tr: Fotoğraf çekmeyi çok seviyordu.
En: He loved taking photos.
Tr: Selin ise enerjik, meraklı bir rehberdi.
En: Selin, on the other hand, was an energetic, curious guide.
Tr: İstanbul’un tarihini herkesin bilmesini istiyordu.
En: She wanted everyone to know about İstanbul's history.
Tr: İkili Eminönü’nden kalkan feribota bindi.
En: The duo boarded the ferry departing from Eminönü.
Tr: Emrah’ın kalbi hızlı hızlı atıyordu.
En: Emrah's heart was beating fast.
Tr: "Acaba Selin beni sıkıcı bulur mu?" diye düşündü.
En: "I wonder if Selin will find me boring?" he thought.
Tr: Selin ise gülümseyerek, “Merhaba Emrah! Boğaz'ı keşfetmek için harika bir gün!” dedi.
En: Selin, however, smiled and said, “Hello Emrah! It’s a great day to explore the Boğaz!”
Tr: Emrah biraz rahatladı.
En: Emrah felt a bit relieved.
Tr: Feribot ilerlerken, İstanbul'un eşsiz manzarası gözler önündeydi.
En: As the ferry moved forward, the unique view of İstanbul was in sight.
Tr: Emrah, Selin’e dönüp, “Fotoğraflarını çekebilir miyim?” diye sordu.
En: Emrah turned to Selin and asked, “Can I take your photos?”
Tr: Selin şaşırdı ama sevindi.
En: Selin was surprised but pleased.
Tr: “Tabii ki!” dedi.
En: “Of course!” she said.
Tr: Emrah, kamerayı çıkarıp Selin’in anlarını yakaladı.
En: Emrah took out his camera and captured Selin's moments.
Tr: Gözleriyle anlatmak istediği şeyleri fotoğraflara dökmeye çalışıyordu.
En: He was trying to convey in photos what he wanted to express with his eyes.
Tr: Selin, Galata Kulesi ile ilgili bir hikaye anlatmaya başladı.
En: Selin started telling a story about the Galata Kulesi.
Tr: “Galata Kulesi’ni bilirsin.
En: “You know the Galata Kulesi.
Tr: Çok eski, ama bir efsaneye göre Hezarfen Ahmet Çelebi oradan uçarak Üsküdar’a inmiş.”
En: It's very old, but according to a legend, Hezarfen Ahmet Çelebi flew from there and landed in Üsküdar.”
Tr: Emrah’ın gözleri parladı.
En: Emrah's eyes lit up.
Tr: Hikaye onu büyülemişti.
En: The story had enthralled him.
Tr: “Ne kadar ilginç!” diye düşündü.
En: “How interesting!” he thought.
Tr: Güneş yavaş yavaş batarken, feribot boğazın ortasındaydı.
En: As the sun slowly set, the ferry was in the middle of the Boğaz.
Tr: Renkler muhteşemdi.
En: The colors were magnificent.
Tr: Pembe ve turuncu tonlar, yan yana ilerleyen gemilere tatlı bir huzur veriyordu.
En: The pink and orange hues gave a sweet serenity to the ships sailing side by side.
Tr: Emrah, derin bir nefes alıp, “İstanbul’a yeni taşındım.
En: Emrah took a deep breath and said, “I just moved to İstanbul.
Tr: Buraya alışmak zaman alacak.
En: It will take time to get used to this place.
Tr: Yeni arkadaşlar edinmek... biraz zor.”
En: Making new friends... it's a bit tough.”
Tr: Selin yavaşça Emrah’ın omzuna elini koydu.
En: Selin gently placed her hand on Emrah's shoulder.
Tr: “Ben de ilk başlarda zorlandım.
En: “I struggled at first too.
Tr: Ama burası öyle büyüleyici ki, zamanla kalbin alışıyor,” dedi.
En: But this place is so enchanting that in time, your heart adjusts,” she said.
Tr: Emrah, artık omzundaki yükün biraz olsun hafiflediğini hissetti.
En: Emrah felt that the weight on his shoulders had lightened a bit.
Tr: Saat ilerlemişti.
En: Time had passed.
Tr: Feribot iskeleye yanaştı.
En: The ferry docked at the pier.
Tr: Emrah ve Selin, günün bitimiyle birbirlerine teşekkür ettiler.
En: Emrah and Selin thanked each other as the day came to an end.
Tr: Emrah, Selin’e çektiği bir fotoğrafı yolladı.
En: Emrah sent Selin a photo he had taken.
Tr: Fotoğrafta, hafif bir rüzgarla dalgalanan saçları ve gülümsemesiyle Selin, adeta Boğaz’ın kendisi gibi huzur verici görünüyordu.
En: In the photo, with her hair gently blowing in the breeze and a smile, Selin looked as soothing as the Boğaz itself.
Tr: “Bir kez daha görüşelim,” dedi Emrah.
En: “Let's meet again,” said Emrah.
Tr: Selin de güldü, “Mutlaka!” dedikten sonra ayrıldılar.
En: Selin smiled too, saying, “Certainly!” and then they parted ways.
Tr: Bu buluşma, Emrah’a sosyalleşmenin aslında ne kadar değerli olduğunu gösterdi.
En: This meeting showed Emrah how valuable socializing actually is.
Tr: Selin ise sessizliğin bile tadını çıkarabileceğini fark etti.
En: Selin, on the other hand, realized that she could even enjoy silence.
Tr: İstanbul, onlar için artık sadece bir şehir değil, anılarla dolu bir yuvaydı.
En: For them, İstanbul was no longer just a city but a home filled with memories.
Vocabulary Words: