Listen

Description

Fluent Fiction - Turkish: Amidst Aquarium Wander: A Creative Connection Blooms
Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:
fluentfiction.com/tr/episode/2024-11-22-23-34-02-tr

Story Transcript:

Tr: İstanbul Akvaryumu, sonbaharın altın tonlarına bürünmüş şehrin göbeğinde bir huzur vahası gibiydi.
En: The İstanbul Akvaryumu was like an oasis of tranquility in the heart of the city draped in the golden tones of autumn.

Tr: Emre, devasa tankların arasından usulca ilerledi.
En: Emre was gently making his way through the massive tanks.

Tr: Balıkların sessiz dansını izlerken, karşılaştığı görüntülerden ilham almayı umuyordu.
En: As he watched the silent dance of the fish, he hoped to draw inspiration from the scenes he encountered.

Tr: Üniversitedeki son projesi için bir konu seçememenin baskısı onu tedirgin ediyordu.
En: The pressure of not being able to choose a topic for his final project at university was making him uneasy.

Tr: Çevre koruma konusunda tutkulu olsa da, kendini yetersiz hissediyordu.
En: Although passionate about environmental conservation, he felt inadequate.

Tr: Aynı akvaryumda, Aylin bir köşede fotoğraf makinesine odaklanmıştı.
En: In the same aquarium, Aylin was focused on her camera in a corner.

Tr: Son sergisi için özel bir kare yakalamaya çalışıyordu.
En: She was trying to capture a special shot for her latest exhibit.

Tr: Yakın zamanda yaşadığı ayrılıktan sonra sanata olan sevgisini kaybetmiş gibi hissediyordu.
En: After a recent breakup, she felt as if she had lost her love for art.

Tr: Her şey gri görünüyordu, tıpkı İstanbul'un sonbahar sabahları gibi.
En: Everything seemed gray, just like İstanbul's autumn mornings.

Tr: Emre birkaç defa derin bir nefes aldıktan sonra Aylin’i fark etti.
En: After taking a few deep breaths, Emre noticed Aylin.

Tr: Genç adam, sıradan bir gününü bu kadar çok şey ifade eden biriyle paylaşabileceğini hiç düşünmemişti.
En: The young man had never thought that he could share an ordinary day with someone who meant so much.

Tr: Ona doğru yavaşça yürüdü.
En: He walked towards her slowly.

Tr: “Merhaba, fotoğraflarınızı çekerken pek çok güzellik tarihe karışıyor olmalı,” dedi Emre utangaç bir gülümsemeyle.
En: “Hello, while you're taking your photos, countless beauties must be fading into history,” said Emre with a shy smile.

Tr: Aylin başını kaldırıp Emre'ye baktı.
En: Aylin looked up at Emre.

Tr: Önce biraz şaşırdı, ama genç adamın samimiyeti onu cesaretlendirdi.
En: At first, she was a bit surprised, but the sincerity of the young man encouraged her.

Tr: “Teşekkür ederim,” diyerek karşılık verdi.
En: “Thank you,” she replied.

Tr: “Denizin altında bambaşka bir dünya var.” İkili, sualtı tünelinin sonunda, yavaş yavaş hareket eden jöle balıklarının önünde durdu.
En: “There's a whole different world under the sea.” The pair stood in front of the slowly moving jellyfish at the end of the underwater tunnel.

Tr: Bu renkli ve zarif yaratıklar etraflarındaki suyun içinde yumuşakça süzülüyordu.
En: These colorful and graceful creatures were gliding gently through the water around them.

Tr: Konuştukça, yavaş yavaş hikayelerini birbirlerine açtılar.
En: As they talked, they slowly opened up their stories to each other.

Tr: Emre, Aylin’e tez konusunun çevre koruma ile ilgili olduğunu anlattı.
En: Emre told Aylin that his thesis topic was about environmental conservation.

Tr: Aylin ise fotoğrafçılık tutkusu ve kendini sanatsal olarak yeniden bulma arayışından bahsetti.
En: Aylin spoke about her passion for photography and her search to rediscover herself artistically.

Tr: Emre, Aylin'den deniz yaşamını farklı bir açıdan düşünmeyi öğrendi.
En: Emre learned to think about marine life from a different perspective thanks to Aylin.

Tr: Aylin ise, Emre'nin deniz biyolojisi hakkındaki bilgisiyle ilham bulmuştu.
En: She, in turn, was inspired by Emre’s knowledge of marine biology.

Tr: “Seninle çalışmanın bana yeni bir perspektif kazandıracağına inanıyorum,” dedi Aylin.
En: “I believe that working with you will give me a new perspective,” Aylin said.

Tr: “Belki birlikte bu projeyi daha anlamlı hale getirebiliriz.” Zaman geçtikçe Emre, içindeki güvenin yeniden canlandığını hissetti.
En: “Maybe together we can make this project more meaningful.” As time passed, Emre felt the confidence within him being rekindled.

Tr: Yeni dostluk sayesinde, projeleri ve hayalleri için kuvvet buldu.
En: Thanks to the new friendship, he found strength for his projects and dreams.

Tr: Aylin ise, fotoğraf makinesini yeniden eline aldığında hayata duyduğu aşkı yeniden bulmuştu.
En: Aylin, when she picked up her camera again, rediscovered her love for life.

Tr: Şehrin yoğunluğu arasında bir denge bulmuşlardı.
En: Amidst the intensity of the city, they had found a balance.

Tr: Birbirlerine ihtiyaç duyduklarını fark etmişlerdi.
En: They realized that they needed each other.

Tr: O gün, akvaryumun çıkışında birbirlerine teşekkür ederken, hem işbirliğinin hem de güzel paylaşılan anların getirdiği sevinci hissediyorlardı.
En: That day, as they thanked each other at the exit of the aquarium, they felt the joy that comes with both collaboration and shared beautiful moments.

Tr: Şehrin yoğunluğu ve altın rengi yapraklar arasında, belki bir ilişki filizleniyordu.
En: Amongst the hustle and bustle of the city and the golden leaves, perhaps a relationship was budding.

Tr: İstanbul’un sonbaharı sadece yaprakları değil, ruhları da değiştiriyordu.
En: İstanbul’s autumn was changing not only the leaves but also their spirits.


Vocabulary Words: