Listen

Description

Fluent Fiction - Turkish: Chasing Dreams in Cappadocia: A Tale of Courage and Friendship
Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:
fluentfiction.com/tr/episode/2025-05-14-22-34-02-tr

Story Transcript:

Tr: Cappadocia'nın eşsiz doğası, bu sefer bir maceranın başlangıcıydı.
En: The unique landscape of Cappadocia marked the beginning of an adventure this time.

Tr: Hasan, Leyla ve Emre, yıllardır hayalini kurdukları bu gezide sonunda oradaydılar.
En: Hasan, Leyla, and Emre were finally there on this trip they had dreamed of for years.

Tr: Göreme Açık Hava Müzesi'nin tapınağı gibi duran kaya kiliseleri, onları zaman tünelinde bir yolculuğa çıkardı.
En: The rock churches at the Göreme Open Air Museum, resembling temples, took them on a journey through a time tunnel.

Tr: Bu büyülü yer, Leyla'nın güvenli adımlarını, Emre'nin tarih merakını ve Hasan'ın maceracı ruhunu bir araya getirdi.
En: This magical place brought together Leyla's cautious steps, Emre's curiosity about history, and Hasan's adventurous spirit.

Tr: Hasan'ın kalbi, muhteşem sıcak hava balonlarının fotoğrafını çekmek için atıyordu.
En: Hasan's heart was racing to capture the magnificent hot air balloons in a photograph.

Tr: Blogu için eşsiz bir kare yakalamalıydı.
En: He needed to capture a unique shot for his blog.

Tr: Leyla ise hava durumu konusunda endişeliydi.
En: Leyla, on the other hand, was worried about the weather.

Tr: Meteoroloji, ertesi sabah için fırtına uyarısı yapmıştı.
En: The meteorology department had issued a storm warning for the following morning.

Tr: "Dikkatli ol Hasan," dedi Leyla, bir an olsun güvenliğini düşünmeden edemiyordu.
En: "Be careful, Hasan," said Leyla, unable to stop thinking about his safety for a moment.

Tr: Emre ise Göreme'nin tarihine dalmış, kayaların arasında kaybolmuştu adeta.
En: Emre, however, was lost in the history of Göreme, as if he had disappeared among the rocks.

Tr: "Bu kilisenin freskleri bin yıldan fazla zamandır burada," dedi heyecanla, onlara fresklerdeki hikayeleri anlatırken.
En: "The frescoes in this church have been here for over a thousand years," he said excitedly, as he explained the stories depicted in the frescoes to them.

Tr: Sabah erkenden, Hasan uyandı.
En: Early in the morning, Hasan woke up.

Tr: Hava karanlıktı, rüzgar üşümesine neden oluyordu ama kararlıydı.
En: The sky was dark, and the wind was making him cold, but he was determined.

Tr: Leyla, "Bunu yapmamalısın," dedi ama Hasan'ın gözlerinde kararlılığı gördüğünde sustu.
En: Leyla said, "You shouldn't do this," but she fell silent when she saw the determination in Hasan's eyes.

Tr: Emre de onların yanında yürüyordu, tarihçilerin izleriyle dolu bu topraklarda yeni bir macera arıyordu.
En: Emre was walking with them, seeking a new adventure in this land full of traces of historians.

Tr: Hasan, en iyi fotoğraf noktasını bulmak için yakında bir tepede durdu.
En: Hasan stood on a nearby hill to find the best spot for photography.

Tr: Gökyüzü gri bulutlarla kaplıydı.
En: The sky was covered with gray clouds.

Tr: Ancak Hasan'ın içindeki umut, güneşin doğacağına olan inancını harlayarak kor tutuyordu.
En: However, the hope inside Hasan, fueled by his belief that the sun would rise, kept him warm.

Tr: Bir an için gökyüzü açıldı, güneş ışıkları bulutların arasından yere düştü ve o an balonlar göğe yükseldi.
En: For a moment, the sky cleared, sunlight broke through the clouds, and at that moment, the balloons ascended into the sky.

Tr: Hasan, deklanşöre bastı.
En: Hasan pressed the shutter.

Tr: Gri bulutlarla kaplı gökyüzü ve renkli balonlar, bir tablo büyüsündeydi.
En: The sky covered with gray clouds and the colorful balloons looked like a magical painting.

Tr: Fotoğrafı çeker çekmez, içi rahatladı.
En: As soon as he took the photo, he felt relieved.

Tr: Gökyüzü yavaş yavaş açılıyordu ve fırtına bulutları çekilip gitmeye başlamıştı.
En: The sky slowly started to open up, and the storm clouds began to drift away.

Tr: Leyla ve Emre, onun yanına vardığında, Hasan'ın nasıl riski göze aldığını gördüler.
En: When Leyla and Emre reached him, they saw how Hasan had taken the risk.

Tr: Tüm korkuları boşunaydı çünkü doğa nihayet onlara izin vermişti.
En: All their fears were unfounded because nature had finally granted them permission.

Tr: Fotoğraf, internette hızla yayıldı.
En: The photo spread quickly on the internet.

Tr: Hasan'ın blogu çarpıcı bir izlenim bıraktı.
En: Hasan's blog left a striking impression.

Tr: Hasan, sabahın ilk ışıklarında fotoğrafın altına yazdı: "Sabır ve cesaret birbirini tamamlar."
En: In the early morning light, Hasan wrote under the photo: "Patience and courage complement each other."

Tr: Leyla, güvenlik ihtiyacını bir an olsun unutarak kardeşiyle gururlandı.
En: Leyla felt proud of her brother, momentarily forgetting her need for safety.

Tr: Emre ise bu maceranın tarihe geçeceğine inandığını fısıldadı.
En: Emre whispered that he believed this adventure would go down in history.

Tr: Günün geri kalanında, gökyüzü tamamen açıldı ve üç arkadaş nihayet birlikte sıcak hava balonuna bindi.
En: For the rest of the day, the sky cleared completely, and the three friends finally boarded a hot air balloon together.

Tr: Yükseldikçe, aralarındaki bağ daha da güçlendi.
En: As they ascended, the bond between them grew stronger.

Tr: Hasan, sabırdan ders aldı ve Leyla, spontane maceralara daha açık hale geldi.
En: Hasan learned a lesson in patience, and Leyla became more open to spontaneous adventures.

Tr: Emre ise, hayatının en güzel tarih dersini bu göklerde aldı.
En: Emre received the most beautiful history lesson of his life in these skies.

Tr: Cappadocia, onları hem zamanda geriye hem de geleceğe taşıyan bir hediyeydi.
En: Cappadocia was a gift that took them both back in time and into the future.


Vocabulary Words: