Fluent Fiction - Turkish: Chasing Sunlight: Emir's Journey to Scholarship Success
Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:
fluentfiction.com/tr/episode/2025-08-08-22-34-02-tr
Story Transcript:
Tr: Günün ilk ışıkları, gökyüzündeki griliği yavaşça dağıtırken, şehir uyanıyordu.
En: As the first lights of the day slowly dispersed the grayness in the sky, the city was waking up.
Tr: Gökdelenin cam yüzeyi parlıyor, sabah güneşiyle parlıyordu.
En: The glass surface of the skyscraper was shining, sparkling with the morning sun.
Tr: Emir'in kalbi hızlı hızlı çarpıyordu.
En: Emir's heart was racing.
Tr: Bugün, matematik sınavı vardı.
En: Today, there was a math exam.
Tr: Emir, başarılı olursa, tam burs alacaktı.
En: If Emir succeeded, he would get a full scholarship.
Tr: Aynı zamanda, ailesinin yüksek beklentileri ve sınıf arkadaşlarının rekabeti de onu sıkıştırıyordu.
En: At the same time, the high expectations of his family and the competition with his classmates were pressuring him.
Tr: Emir, sabah erken kalktı.
En: Emir woke up early in the morning.
Tr: Duş alırken bir yandan sınavla ilgili düşünceler içine doluyordu.
En: While taking a shower, thoughts about the exam were filling his mind.
Tr: Her şeyin mükemmel olması gerekiyordu.
En: Everything had to be perfect.
Tr: Ailesi ona hep en iyi olmasını söylemişti.
En: His family had always told him to be the best.
Tr: Ama geçen hafta, son prova sınavında düşündüğü kadar iyi bir sonuç alamamıştı.
En: But last week, he had not performed as well as he thought he would in the final practice test.
Tr: Kaygısı artıyordu.
En: His anxiety was increasing.
Tr: Evden çıkar çıkmaz, sınavdan önce biraz sakinleşmesi gerektiğini biliyordu.
En: As soon as he left the house, he knew he needed to calm down a bit before the exam.
Tr: Bu yüzden, hemen okulun yakınındaki gökdelene yöneldi.
En: Therefore, he headed straight for the skyscraper near the school.
Tr: Gökdelenin en üst katındaki sakin salon, onun huzur bulduğu nadir yerlerden biriydi.
En: The tranquil lounge on the top floor of the skyscraper was one of the rare places where he found peace.
Tr: Oraya vardığında, manzaraya bakarak derin bir nefes aldı.
En: When he arrived there, he took a deep breath while looking at the view.
Tr: Cam duvarlardan görünen şehir, sanki bir tablo gibiydi.
En: The city visible through the glass walls looked like a painting.
Tr: İçinde biraz olsun huzur buldu ama yine de kafasındaki düşünceler susmuyordu.
En: He found a bit of peace, but the thoughts in his head would not quiet down.
Tr: Birden kapı açıldı ve içeri Zeynep girdi.
En: Suddenly, the door opened, and Zeynep entered.
Tr: Emir, şaşırdı.
En: Emir was surprised.
Tr: "Burada ne yapıyorsun?"
En: "What are you doing here?"
Tr: dedi Zeynep, gülümseyerek.
En: said Zeynep, smiling.
Tr: Emir, biraz çekingen, "Sadece biraz kafa dinlemek için geldim," diye cevapladı.
En: Emir, a bit shy, replied, "I just came to clear my head a little."
Tr: Zeynep, ona yaklaştı.
En: Zeynep approached him.
Tr: "Biliyor musun, bazen mükemmel olmamıza gerek yoktur.
En: "You know, sometimes we don't need to be perfect.
Tr: Başarıya hangi yoldan gittiğimiz de önemlidir," dedi.
En: The way we achieve success is also important," she said.
Tr: Bu sözler Emir'e iyi geldi.
En: These words comforted Emir.
Tr: Zeynep'in samimi tavrı, onun anksiyetesini biraz olsun dindiriyordu.
En: Zeynep's sincere demeanor eased his anxiety a little.
Tr: Birkaç dakika sonra, Emir ve Zeynep, gökdelenden birlikte ayrıldılar ve okula yürüdüler.
En: A few minutes later, Emir and Zeynep left the skyscraper together and walked to school.
Tr: Emir, sınavı düşündüğünde hala biraz endişeliydi ama içindeki korku biraz azalmıştı.
En: Emir was still a bit worried when he thought about the exam, but his fear had decreased a little.
Tr: Sınav saatinde, Emir kendini toparladı ve kitabını açtı.
En: At exam time, Emir pulled himself together and opened his book.
Tr: Bildiklerini hatırlamaya çalıştı.
En: He tried to recall what he knew.
Tr: Kağıdı kapattıktan sonra, onunla gurur duyan bir hali vardı.
En: After closing the paper, he seemed proud of himself.
Tr: Tam istediği puanı almadı belki ama burs alacak kadar iyi bir sonuç çıkarmıştı.
En: Maybe he didn't get the exact score he wanted, but he achieved a good enough result to receive the scholarship.
Tr: Gün sonunda, Emir artık anksiyeteyle başa çıkmayı öğrenmişti.
En: By the end of the day, Emir had learned to cope with anxiety.
Tr: Zeynep'in yaydığı sakinlik ona bir parça huzur getirmişti.
En: The calmness that Zeynep exuded had brought him a piece of peace.
Tr: Artık başarıyı sadece sonuçla değil, kendi gelişimiyle de değerlendirmeyi biliyordu.
En: Now, he knew to evaluate success not just by the result but by his own development.
Tr: Emir, mükemmel olmasa da bu hikayenin sonunda kendine olan güvenini kazanmıştı.
En: Even though Emir was not perfect, by the end of this story, he had regained his self-confidence.
Tr: Şehir onun ayaklarının altındayken, o da kendi özgüvenini yukarıya çıkarmıştı.
En: While the city lay beneath his feet, he had also uplifted his own self-confidence.
Vocabulary Words: