Fluent Fiction - Turkish: Finding Harmony: Ege's Journey Through Taksim's Melody
Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:
fluentfiction.com/tr/episode/2025-08-25-22-34-02-tr
Story Transcript:
Tr: Taksim Meydanı'nın canlılığı, yaz akşamının sıcak havasında dans ediyordu.
En: The liveliness of Taksim Meydanı danced in the warm air of the summer evening.
Tr: İnsanlar, kestane kokusu eşliğinde, kahkahalarını kalabalığın arasına karıştırarak yürüyordu.
En: People walked through, blending their laughter into the crowd, accompanied by the aroma of chestnuts.
Tr: Tam o sırada, meydanın bir köşesinde, yaşlı bir sokak müzisyeni yer alıyordu.
En: Right at that moment, at a corner of the square, stood an elderly street musician.
Tr: Eski gitarına dokunuşları, geçmişin duygulu izlerini notalara dönüştürüyordu.
En: His touch on the old guitar transformed emotionally charged traces of the past into notes.
Tr: Ege ve Leyla, İstanbul'un bu ünlü meydanında adım adım ilerliyorlardı.
En: Ege and Leyla were advancing step by step in this famous square of İstanbul.
Tr: Ege'nin aklında, ailesinin onun için kurduğu planlar ve kendi hayalleri arasında gidip gelen düşünceler vardı.
En: Ege’s mind was torn between the plans his family had set for him and his own dreams.
Tr: Ege müziği seviyordu, gitar çalmak onun için bir tutkuydu.
En: Ege loved music; playing the guitar was a passion for him.
Tr: Ama ailesi, ondan prestijli bir meslek sahibi olmasını bekliyordu.
En: But his family expected him to pursue a prestigious profession.
Tr: "Bak Ege," dedi Leyla, müziğin ardından yürüyerek.
En: "Look, Ege," said Leyla, walking along to the music.
Tr: "O müzisyen nasıl da severek çalıyor.
En: "See how that musician plays with love?
Tr: Hissetmiyor musun?"
En: Can't you feel it?"
Tr: Ege başını salladı, yaşlı adamın gitarından yükselen ezgileri içten içe hissetti.
En: Ege nodded, inwardly feeling the melodies rising from the old man's guitar.
Tr: Leyla'nın cesur ve sanata duyarlı halleri hep onu etkilerdi.
En: Leyla's brave and art-sensitive demeanor always impressed him.
Tr: "Leyla, ben de böyle müzik yapmak istiyorum," dedi Ege, derin bir nefes alarak.
En: "Leyla, I want to make music like this too," said Ege, taking a deep breath.
Tr: "Ama ya ailem?"
En: "But what about my family?"
Tr: Leyla durdu ve Ege'nin gözlerine baktı.
En: Leyla stopped and looked into Ege’s eyes.
Tr: "Kalbinin sesini dinle Ege.
En: "Listen to your heart, Ege.
Tr: Herkesin yüreği bir melodi saklıyordur.
En: Everyone’s heart holds a melody within.
Tr: Senin melodin ne olursa olsun, kendi şarkını söylemelisin."
En: Whatever your melody is, you should sing your own song."
Tr: Ege, Leyla'nın sözlerinin etkisiyle müzisyene bir kez daha bakarken, içinde bir ışık yandı.
En: As Ege looked at the musician once more, inspired by Leyla’s words, a light ignited within him.
Tr: Müzisyenin çaldığı şarkılar, Ege’ye müziği neden sevdiğini bir kez daha hatırlattı.
En: The songs the musician played reminded Ege once again why he loved music.
Tr: Aklında bir düşünce belirdi: yerel konservatuar için audition yapabilirdi.
En: A thought emerged in his mind: he could audition for the local conservatory.
Tr: O an, korkularını ve ailesinin beklentilerini bir kenara bırakmaya karar verdi.
En: At that moment, he decided to set aside his fears and his family's expectations.
Tr: "Ben içimdeki müziği saklayamam Leyla," dedi kararlılıkla.
En: "I can't hide the music inside me, Leyla," he said with determination.
Tr: "Konservatuar için audition yapacağım."
En: "I’m going to audition for the conservatory."
Tr: Leyla gülümsedi.
En: Leyla smiled.
Tr: "Seninle gurur duyuyorum.
En: "I’m proud of you.
Tr: Unutma, ne olursa olsun ben hep yanındayım."
En: Remember, no matter what, I'll always be by your side."
Tr: Ege, Taksim Meydanı'nın kalabalığı arasında yürürken artık daha huzurluydu.
En: As Ege walked through the crowd of Taksim Meydanı, he felt more at peace.
Tr: Kendisini olduğundan daha özgür hissediyordu.
En: He felt freer than ever.
Tr: Eve dönerken, içindeki umut tohumları yeşermeye başlamıştı bile.
En: On his way home, seeds of hope started to sprout within him.
Tr: Ege, gelecek ne getirirse getirsin, o yaz akşamı aldığı kararın doğru olduğuna inandı.
En: Ege believed that whatever the future held, the decision he made that summer evening was the right one.
Tr: Müziği onu çağırıyordu ve artık onu dinlemek için cesareti vardı.
En: Music was calling him, and now he had the courage to listen.
Vocabulary Words: