Fluent Fiction - Turkish: From Court to Recovery: Yusuf's Lesson on Resilience
Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:
fluentfiction.com/tr/episode/2024-12-19-23-34-02-tr
Story Transcript:
Tr: Kışın ortasında, lise binası karla kaplıydı.
En: In the middle of winter, the high school building was covered in snow.
Tr: Dışarıda yavaşça kar yağıyordu.
En: It was snowing slowly outside.
Tr: İçeride, ayakkabı sesleri yankılanıyordu.
En: Inside, the sound of footsteps was echoing.
Tr: Okulun spor salonu oldukça hareketliydi.
En: The school's gymnasium was quite lively.
Tr: Herkes bu akşamki önemli basketbol maçını konuşuyordu.
En: Everyone was talking about the important basketball game that evening.
Tr: Yusuf, takımın yıldız oyuncusuydu ve bu maç onun için çok önemliydi.
En: Yusuf was the star player of the team, and this game was very important for him.
Tr: Yıllardır hayalini kurduğu yerel takıma seçilme şansı elindeydi.
En: He had the chance to be selected for the local team he had dreamed of for years.
Tr: Fakat son birkaç gündür kendini iyi hissetmiyordu.
En: However, he hadn't been feeling well for the past few days.
Tr: Burnu akıyor, başı ağrıyordu.
En: His nose was running, and he had a headache.
Tr: Ancak, Yusuf bunları görmezden geliyordu.
En: But Yusuf was ignoring these.
Tr: "Emre, bu maçı kazanmalıyız.
En: "Emre, we must win this game.
Tr: Beni izlemeye gelen izciler var," dedi Yusuf, arkadaşına dönerek.
En: There are scouts coming to watch me," Yusuf said, turning to his friend.
Tr: Ancak sesi kısılmıştı ve boğazı da acıyordu.
En: However, his voice was hoarse, and his throat hurt.
Tr: Emre endişeyle Yusuf'a baktı.
En: Emre looked at Yusuf with concern.
Tr: "Yusuf, iyi misin?
En: "Yusuf, are you okay?
Tr: Bence muayene olmalısın," dedi.
En: I think you should get checked," he said.
Tr: Ama Yusuf kararlıydı.
En: But Yusuf was determined.
Tr: "Sadece biraz yorgunum.
En: "I'm just a bit tired.
Tr: Endişelenme, iyiyim," diye ısrar etti.
En: Don't worry, I'm fine," he insisted.
Tr: Aralarına Zeynep de katıldı.
En: Zeynep also joined them.
Tr: "Yusuf, yüzün çok solgun.
En: "Yusuf, your face is very pale.
Tr: Dinlenmelisin," dedi.
En: You should rest," she said.
Tr: Ama Yusuf başını iki yana sallayıp sahneye çıkmak istedi.
En: But Yusuf shook his head and wanted to go onstage.
Tr: Hocaları da onun bu durumunu fark etmişti, ama Yusuf'un kararlılığı ağır basıyordu.
En: Their coach also noticed his condition, but Yusuf's determination prevailed.
Tr: Maç saati yaklaştı ve salon doldu.
En: The game time approached, and the gymnasium filled up.
Tr: Heyecan doruktaydı.
En: Excitement was at its peak.
Tr: Yusuf sahaya çıktığında, insanlar için ümit vericiydi.
En: When Yusuf took to the court, he was promising for the people.
Tr: İlk periyot başladığında oldukça hızlı oynadı, birkaç sayı attı ve takımını öne geçirdi.
En: When the first period started, he played quite fast, scored a few points, and put his team ahead.
Tr: Ancak, ikinci periyot geldiğinde durum zorlaşmaya başladı.
En: However, when the second period came, the situation started to get tough.
Tr: Yusuf'un başı dönüyor, nefesi kesiliyordu.
En: Yusuf felt dizzy, and he was out of breath.
Tr: Ama oyunu bırakmak istemedi.
En: But he didn't want to leave the game.
Tr: Tam bu sırada, kritik bir an geldi.
En: At this very moment, a critical moment came.
Tr: Top Yusuf'un elindeydi.
En: The ball was in Yusuf's hands.
Tr: Potaya doğru hızlıca koştuktan sonra, bir anda yere yığılacaktı.
En: After running quickly toward the hoop, he was about to collapse suddenly.
Tr: Salonda bir sessizlik oldu.
En: There was a silence in the gym.
Tr: Herkes Yusuf'un etrafına toplandı.
En: Everyone gathered around Yusuf.
Tr: Hemen sağlık görevlileri çağrıldı ve Yusuf hastaneye götürüldü.
En: Medical staff were immediately called, and Yusuf was taken to the hospital.
Tr: Hastane yatağında, hadiselerin önemini düşündü.
En: In the hospital bed, he thought about the importance of events.
Tr: Sağlık her şeyden önemliydi.
En: Health was more important than anything.
Tr: Eğer kendine dikkat etmezsen, hayallerin yarım kalabilirdi.
En: If you didn't take care of yourself, your dreams could be left unfinished.
Tr: Zeynep ve Emre, onu ziyarete geldiler.
En: Zeynep and Emre came to visit him.
Tr: "Sana dinlenmeni söylemiştik," dedi Emre gülümseyerek.
En: "We told you to rest," Emre said with a smile.
Tr: Yusuf da onlara tebessüm etti.
En: Yusuf also smiled at them.
Tr: Öğretmenleri de iyi dileklerde bulundular ve ona bir daha dikkat etmesi gerektiğini hatırlattılar.
En: Their teachers also expressed their best wishes and reminded him that he needed to be more careful.
Tr: Yusuf odasına döndüğünde, bu dersi hiç unutmayacağına söz verdi.
En: When Yusuf returned to his room, he promised that he would never forget this lesson.
Tr: Artık daha dikkatli olacak ve sağlığını ihmal etmeyecekti.
En: He would now be more careful and not neglect his health.
Tr: Uzun vadeli başarı için kendine iyi bakmanın şart olduğunu öğrenmişti.
En: He learned that taking care of himself was essential for long-term success.
Tr: Ve bu, onun için yeni bir başlangıçtı.
En: And this was a new beginning for him.
Vocabulary Words: