Fluent Fiction - Turkish: From Dreams to Reality: Serkan's Leap Into Photography
Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:
fluentfiction.com/tr/episode/2025-03-07-23-34-01-tr
Story Transcript:
Tr: Galata Kulesi’nin tepesinde, sabahın ilk ışıkları İstanbul’u yavaş yavaş aydınlatıyordu.
En: At the top of the Galata Kulesi, the first light of morning was slowly illuminating İstanbul.
Tr: Serkan, kulenin kenarından aşağıya bakarken derin bir nefes aldı.
En: Serkan took a deep breath as he looked down from the edge of the tower.
Tr: İstanbul’un masalsı manzarası, tarih ve modernliğin eşsiz karışımını gözler önüne seriyordu.
En: The fairy-tale landscape of İstanbul presented a unique blend of history and modernity.
Tr: Elif ve Emre masaya yerleşmiş, serpme Türk kahvaltısının tadını çıkarıyordu.
En: Elif and Emre had settled at the table, enjoying a spread of Turkish breakfast.
Tr: Sıcacık simitler, peynir çeşitleri, zeytin, bal ve çay...
En: Warm simit rings, various kinds of cheese, olives, honey, and tea...
Tr: Hepsi buradaydı.
En: It was all there.
Tr: Elif, heyecanla yeni yazı projelerinden bahsederken, Emre de geleceğe dair hayallerini paylaşıyordu.
En: Elif was excitedly talking about her new writing projects, while Emre shared his dreams for the future.
Tr: Ama Serkan, aklı başka yerlerdeydi.
En: But Serkan's mind was elsewhere.
Tr: Serkan, çocukluktan beri fotoğraf çekmeyi seviyordu.
En: Serkan had loved taking photos since childhood.
Tr: Fotoğraf makinesini eline aldı, dikkatle incelemeye başladı.
En: He picked up his camera and began to examine it carefully.
Tr: "Neden bu anı ölümsüzleştirmiyorum ki?"
En: "Why don't I immortalize this moment?"
Tr: diye düşündü.
En: he thought.
Tr: Kulede sabahın sessizliği ve huzuru vardı.
En: There was a quiet and peacefulness in the tower that morning.
Tr: Ancak aklında sürekli dönen düşünceler vardı: "Güvenli işimi bırakıp tam zamanlı fotoğrafçılığa geçmek cesurca mı, yoksa çılgınca mı?"
En: However, thoughts kept spinning in his mind, "Is it brave or crazy to leave my safe job and transition to full-time photography?"
Tr: Emre, ağabeyine bakarak, "Abim, hep hayalini kurdun değil mi?
En: Emre, looking at his older brother, said, "Brother, it’s what you've always dreamed of, isn't it?
Tr: Denemelisin," dedi.
En: You should try."
Tr: Serkan, kardeşiyle aralarındaki farklılıkları düşündü.
En: Serkan thought about the differences between them.
Tr: Emre, ailesinin beklentilerine uyum sağlayan bir öğrenciydi.
En: Emre was a student who conformed to the family's expectations.
Tr: Oysa Serkan’in içi sürekli kıpır kıpırdı.
En: Yet Serkan constantly had a restlessness inside.
Tr: Ailesinin beklentileri ve kendi hayalleri arasında sıkışıp kalmıştı.
En: He felt trapped between family expectations and his own dreams.
Tr: Galata Kulesi’nden gelen hafif bir rüzgar, Serkan’ın yüzünü okşadı.
En: A gentle breeze from Galata Kulesi caressed Serkan's face.
Tr: Makinesiyle oynamaktan vazgeçip, heybetli boğaz manzarasına odaklandı.
En: He stopped fiddling with his camera and focused on the majestic view of the strait.
Tr: Gözleri gün doğumunun altın sarı ışıklarını yakaladı.
En: His eyes caught the golden yellow lights of the sunrise.
Tr: Bu, beklediği andı.
En: This was the moment he had been waiting for.
Tr: Deklanşöre bastı.
En: He pressed the shutter button.
Tr: O anın harikalığı Serkan’ı büyülemişti.
En: The magnificence of that moment enthralled Serkan.
Tr: O kare, ona unuttuğu tutkuyu hatırlattı.
En: That capture reminded him of his forgotten passion.
Tr: "Bu kadar bekledim, belki de vaktidir," diye kendi kendine mırıldandı.
En: "I've waited this long, maybe it's time," he murmured to himself.
Tr: Kahvaltının sonunda, Serkan cesur bir karar aldı.
En: At the end of breakfast, Serkan made a brave decision.
Tr: Elif ve Emre’ye dönüp, "Yarın yurt dışındaki fotoğrafçılık atölyesine başvuru yapacağım," dedi.
En: Turning to Elif and Emre, he said, "Tomorrow, I’m going to apply for the photography workshop abroad."
Tr: Elif mutlulukla el çırptı; Emre ise kocaman bir gülümsemeyle kardeşine destek verdi.
En: Elif clapped joyfully; Emre, with a big smile, gave his brother support.
Tr: Serkan, içindeki o eski güvensizlikten kurtulmuştu.
En: Serkan had freed himself from that old insecurity.
Tr: Artık yeniden doğan bir tutkuyla, cesurca ilerlemeye hazırdı.
En: Now, with a passion reborn, he was ready to move forward bravely.
Tr: Kuleden aşağı inerken, başında dönen soru aynıydı: "İçimden gelen sesi dinlesem?"
En: As he walked down from the tower, the question spinning in his mind remained the same: "Should I listen to the voice from within?"
Tr: Ve o ses ona umut veriyordu.
En: And that voice gave him hope.
Tr: Baharın tazeliğiyle, Serkan yeni bir başlangıca adım attı.
En: With the freshness of spring, Serkan stepped into a new beginning.
Vocabulary Words: