Listen

Description

Fluent Fiction - Turkish: Navigating Family Expectations Over a Holiday Dinner
Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:
fluentfiction.com/tr/episode/2024-11-23-23-34-02-tr

Story Transcript:

Tr: Serin bir Kasım günüydü.
En: It was a cool November day.

Tr: Ebru, heyecanla ailesinin evine doğru yola çıktı.
En: Ebru set off towards her family's house, filled with excitement.

Tr: Trafik yoğundu, ama Ebru'nun aklında başka şeyler vardı.
En: The traffic was heavy, but Ebru had other things on her mind.

Tr: İş hayatında çok başarılıydı, ama ailesi bunu takdir etmiyordu.
En: She was very successful in her professional life, but her family did not appreciate it.

Tr: Bugün, bu konuyu masaya yatırmaya kararlıydı.
En: Today, she was determined to bring this topic to the table.

Tr: Evin önüne geldiğinde, bahçedeki yapraklar rüzgarla savruluyordu.
En: When she arrived in front of the house, the leaves in the garden were swirling with the wind.

Tr: Kapıyı açtığında, mis gibi hindi kokusu burnuna doldu.
En: As she opened the door, the delightful smell of turkey filled her nose.

Tr: Annesi mutfakta harıl harıl çalışıyordu.
En: Her mother was busily working in the kitchen.

Tr: "Ebru, hoş geldin!" dedi annesi.
En: "Welcome, Ebru!" said her mother.

Tr: Ebru gülümsedi ama yüzüne gölge düşüren kaygıyı saklayamadı.
En: Ebru smiled but couldn't hide the anxiety that shadowed her face.

Tr: Serkan oturma odasında, dalgınca televizyondaki futbol maçına bakıyordu.
En: Serkan was in the living room, absentmindedly watching the soccer match on TV.

Tr: Üniversiteden beri iş bulamamıştı.
En: He hadn't found a job since university.

Tr: Ebru'dan sonra ailede en çok ondan beklenti vardı, ama işsizlik onun omuzlarına ağırlık yapıyordu.
En: After Ebru, the family had the most expectations from him, but unemployment weighed heavily on his shoulders.

Tr: "Serkan, nasılsın?" diye sordu Ebru içtenlikle.
En: "Serkan, how are you?" asked Ebru sincerely.

Tr: Serkan yüzüne bakmadan, "İyiyim," dedi.
En: Without looking at her, Serkan replied, "I'm fine."

Tr: Akşam yemeği vakti geldiğinde, aile büyük masa etrafında toplandı.
En: When it was time for dinner, the family gathered around the large table.

Tr: Masada bolca yemek vardı: hindi, karamelize patates, mısır ekmeği.
En: There was plenty of food: turkey, caramelized potatoes, corn bread.

Tr: Ancak tatlı sohbetin yerini sessizlik aldı.
En: However, the cheery conversation was replaced by silence.

Tr: Ebru, bu sessizliği bozmak için derin bir nefes aldı.
En: Ebru took a deep breath to break this silence.

Tr: "Ailemiz hakkında konuşmalıyız," dedi.
En: "We need to talk about our family," she said.

Tr: Herkes dönüp ona baktı.
En: Everyone turned to look at her.

Tr: Serkan, suratını ekşiterek, "Ne var ki? İşinden mi bahsedeceksin yine?" dedi.
En: Serkan, with a frown on his face, said, "What is it? Are you going to talk about your work again?"

Tr: Ebru, gözlerini hafifçe kıstı.
En: Ebru narrowed her eyes slightly.

Tr: "Evet, çünkü başardıklarımın hiç önemi yokmuş gibi davranıyorsunuz," dedi.
En: "Yes, because you all act as if my achievements don't matter," she said.

Tr: Odadaki hava daha da gerildi.
En: The tension in the room grew.

Tr: Anneleri, "Çocuklar, bugün bayram. Tartışmayın," dedi.
En: Their mother said, "Kids, it's a holiday today. Don’t argue."

Tr: Ama Ebru'nun sabrı taşmıştı.
En: But Ebru's patience had run out.

Tr: "Sizlerle nasıl hissettiğimi paylaşmak istiyorum. Başarılarımla gurur duyulmasını istiyorum. Serkan senin de benimle gurur duyman gerekiyor," dedi.
En: "I need to share with you all how I feel. I want to be proud of my achievements. Serkan, you should be proud of me too," she said.

Tr: Serkan'ın boğazı düğümlendi ama sessiz kalamadı.
En: Serkan's throat tightened but he couldn't stay quiet.

Tr: "Ebru, bana iş bulmayı bırak! Ben kendi yolumu bulacağım," dedi.
En: "Ebru, stop trying to find me a job! I will find my own way," he said.

Tr: Ebru, kardeşinin gözlerindeki kızgınlığı görünce, üzüldü ama durumu anladı.
En: Seeing the anger in her brother's eyes, Ebru felt sad but understood the situation.

Tr: "Tamam Serkan, ama lütfen bana destek ol. Ben de sana destek olacağım," dedi.
En: "Okay, Serkan, but please support me. I will support you too," she said.

Tr: Bu açık konuşma, odada yankılandı.
En: This open conversation echoed in the room.

Tr: Aile üyeleri sessizce birbirlerinin yüzlerine baktılar.
En: The family members silently looked at each other.

Tr: Anne, kollarını açarak, "Biz bir aileyiz, hepimiz birbirimize destek olmalıyız," dedi.
En: Their mother, opening her arms, said, "We are a family, and we must support each other."

Tr: Ebru ve Serkan birbirlerine baktılar.
En: Ebru and Serkan looked at each other.

Tr: Serkan, "Özür dilerim abla. Seninle gurur duyuyorum," dedi.
En: Serkan said, "I'm sorry, sister. I am proud of you."

Tr: Ebru, gözyaşlarını tutamadı.
En: Ebru couldn't hold back her tears.

Tr: "Ben de seninle gurur duyuyorum, Serkan," diye yanıtladı.
En: "I am proud of you too, Serkan," she replied.

Tr: Akşam yemeği, huzurlu bir sohbetle devam etti.
En: The dinner continued with peaceful conversation.

Tr: Ebru, ailesine karşı açık olmanın değerini öğrendi.
En: Ebru learned the value of being open with her family.

Tr: Serkan ise, kendi kararlarını almada daha kararlıydı.
En: Serkan, on the other hand, was more determined in making his own decisions.

Tr: Aile, bu zorlu geçen yemekten sonra birbirlerine daha da yakındı.
En: After this challenging dinner, the family was closer to each other.

Tr: Şimdi, dışarıda esen soğuk rüzgar bir önemi yoktu; içerde sıcak bir aile vardı.
En: Now, the cold wind blowing outside didn't matter; there was a warm family inside.


Vocabulary Words: