Fluent Fiction - Turkish: Springtime Romance: An Unforgettable First Date in İstanbul
Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:
fluentfiction.com/tr/episode/2025-04-30-22-34-01-tr
Story Transcript:
Tr: Baharın hafif esintisi, İstanbul'un ünlü çay bahçesindeki ortamı canlandırıyordu.
En: The gentle breeze of spring was enlivening the atmosphere at İstanbul's famous tea garden.
Tr: Büyük çınar ağaçlarının altında sıralanan masalar, Boğaz'ın masmavi sularına nazır bir manzaraya açılıyordu.
En: The tables lined beneath the large çınar trees opened up to a view overlooking the azure waters of the Boğaz.
Tr: Emre, incecik porselen bardaktan bir yudum daha çay aldı, gözleri karşısında oturan Aylin'deydi.
En: Emre took another sip of tea from the thin porcelain cup, his eyes fixed on Aylin sitting across from him.
Tr: Bu ilk randevuydu ve onu etkilemek istiyordu.
En: This was their first date, and he wanted to impress her.
Tr: Aylin'in gülümseyişi Emre'yi cesaretlendiriyordu, fakat içten içe gergindi.
En: Aylin's smile was encouraging Emre, but he was secretly on edge.
Tr: Aylin meraklı ve bağımsız biriydi ama Emre, onun da derinlerinde bir kırılganlık barındırdığını hissetmişti.
En: Aylin was curious and independent, yet Emre sensed she harbored a fragility deep inside.
Tr: "Güzel bir gün değil mi?" diye sordu Emre, üzerindeki gerginliği atmak için.
En: "Isn't it a beautiful day?" Emre asked, attempting to shed his nervousness.
Tr: Tam o sırada, Aylin yüzünü ovuşturdu.
En: At that moment, Aylin rubbed her face.
Tr: Gözleri kızarıyor gibiydi.
En: Her eyes appeared to be reddening.
Tr: Hafif bir rahatsızlık ifadesi belirdi yüzünde.
En: A slight expression of discomfort emerged on her face.
Tr: "Sanırım havada bir şey var," dedi, sesi biraz boğuk çıkıyordu.
En: "I think there's something in the air," she said, her voice sounding a bit hoarse.
Tr: Emre hemen dikkatini ona verdi; sakin ve yardımsever bir tavırla, "İyi misin?" diye sordu.
En: Emre immediately focused on her; "Are you okay?" he asked, in a calm and helpful manner.
Tr: Aylin, "Sanırım polenlere alerjim var," diye yanıtladı. Burnunu çekerken bir an durdu, başı dönmüş gibi görünüyordu.
En: Aylin replied, "I think I'm allergic to the pollen." Pausing as she sniffed, she seemed to be feeling dizzy.
Tr: Emre, kararsızca etrafına bakındı.
En: Emre looked around hesitantly.
Tr: Tepki göstermesi gerektiğini biliyordu ama nasıl bir yol izleyeceğinden emin olamıyordu.
En: He knew he needed to react, but he wasn't sure how to proceed.
Tr: "Yakında bir klinik var," dedi nihayet.
En: "There's a clinic nearby," he finally said.
Tr: "Oraya gidelim mi? Emin ol, çabuk oluruz."
En: "Shall we go there? Trust me, it will be quick."
Tr: Aylin'in durumu giderek kötüleşiyordu.
En: Aylin's condition was worsening.
Tr: Emre, kararını verdi.
En: Emre made his decision.
Tr: "Haydi, gidelim," dedi. Nazikçe elini uzatıp Aylin'e yardım etti.
En: "Come on, let's go," he said, gently extending his hand to help Aylin.
Tr: Çay bahçesinden hızla çıkarken, hemşehrilik sıcaklığını hissettiler.
En: As they quickly left the tea garden, they felt a sense of hometown warmth.
Tr: Emre, ona destek olurken, içten içe cesaretini buluyordu.
En: While supporting her, Emre found his inner strength.
Tr: Aylin ise, yardıma ihtiyacı olduğu anda birine güvenebilmenin verdiği huzuru hissetti.
En: Meanwhile, Aylin felt the comfort of being able to rely on someone in her time of need.
Tr: Klinikte, doktor Aylin'e hemen müdahale etti.
En: At the clinic, the doctor attended to Aylin immediately.
Tr: Alerjik reaksiyonun kontrol altına alındığını görmek Emre'yi rahatlattı.
En: Seeing the allergic reaction being brought under control relieved Emre.
Tr: Bekleme odasında otururken, "İyi ki buradaydın," dedi Aylin, sakinleşmiş bir ses tonuyla.
En: While sitting in the waiting room, "I'm glad you were here," Aylin said, in a now calm voice.
Tr: Emre gözlerinde sevgi dolu bir parıltıyla, "Her zaman buradayım," dedi.
En: With a loving sparkle in his eyes, Emre said, "I'm here always."
Tr: İkisi de bu deneyimin onları daha da yakınlaştırdığını anlıyordu.
En: Both understood that this experience had brought them closer.
Tr: Yaşadıkları zorluk, birbirlerine duydukları güveni artırmıştı.
En: The challenge they experienced had increased the trust they had in each other.
Tr: Emre, ani durumlara karşı daha hazırlıklı olduğunu, Aylin de birine güvenmeyi öğrenmişti.
En: Emre learned he was more prepared for sudden situations, and Aylin learned to trust someone.
Tr: Ve işte, İstanbul'daki o güzel bahar gününde, Boğaz'a bakan o çay bahçesinde başlamış olan hikaye, önemli bir bağın temellerini atmıştı.
En: And thus, on that beautiful spring day in İstanbul, the story that began in that tea garden overlooking the Boğaz laid the foundations of an important bond.
Tr: Bu olay, aralarında yeni bir başlangıç olmuştu.
En: This event marked a new start between them.
Vocabulary Words: