Listen

Description

Fluent Fiction - Turkish: Storms and Secrets: A Sibling's Journey to Ancestral Roots
Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:
fluentfiction.com/tr/episode/2025-07-06-22-34-01-tr

Story Transcript:

Tr: Yağmurların coştuğu yaz günlerinden birinde, Rize dağlarının ihtişamlı manzarası eşliğinde, Kerem ve Ezgi büyükannelerinin köy evindeydiler.
En: On one of those summer days when the rains were exuberant, with the magnificent view of the Rize mountains as a backdrop, Kerem and Ezgi were at their grandmother's village house.

Tr: Rize’nin yüksekleri nemli ve serin; tepeler ormanlarla örtülü, yamaçlardan süzülen dereler ise adeta birer şelale gibiydi.
En: The heights of Rize were damp and cool; hills covered with forests, and streams flowing down the slopes were almost like waterfalls.

Tr: Ahşap kulübe, iki kardeşe evlerinin sıcaklığını sunarken, atalarının ruhlarıyla dolup taşan bu yer, hatıralara köprü oluyordu.
En: While the wooden cottage offered the warmth of home to the two siblings, this place filled with the spirits of their ancestors became a bridge to memories.

Tr: Kerem ufka dalmış, düşüncelerine boğulmuştu.
En: Kerem was lost in thought, immersed in his contemplations.

Tr: İçinde büyüyen boşluk, büyükannelerinin ölümünden kalan yara gibiydi.
En: The emptiness growing inside him felt like a wound left by their grandmother's passing.

Tr: Ezgi ise mutfakta, eski bir gelenek olan mısır ekmeği yapmaya çalışıyordu.
En: Ezgi, on the other hand, was trying to make mısır ekmeği—a traditional corn bread—in the kitchen.

Tr: Fakat elleri işte, aklı başka yerdeydi.
En: But her hands were at work, her mind elsewhere.

Tr: Kerem'in sessiz halleri onu endişelendiriyordu.
En: She was worried about Kerem's quiet demeanor.

Tr: Büyükanneleri her yaz bu evi ziyaret eder, tüm aileyi etrafında toplayarak mısır ekmeği pişirirdi.
En: Every summer, their grandmother would visit this house, gather the entire family around, and bake mısır ekmeği.

Tr: Kerem, Ezgi’nin zorlandığını görünce yanına yanaştı.
En: Seeing Ezgi struggling, Kerem approached her.

Tr: Sessiz ama anlayış dolu bir tavırla, “Yardım edeyim mi?” diye sordu.
En: With a quiet but understanding demeanor, he asked, "Shall I help?"

Tr: Bu basit teklif, iki kardeşin gerçek bir konuşma için kapı aralamıştı.
En: This simple offer opened the door for a real conversation between the two siblings.

Tr: Ezgi, kendini her zamanki gibi güçlü göstermek istemiyordu artık.
En: Ezgi no longer wanted to show herself as strong as she always did.

Tr: Derin bir nefes alarak, “Bazen yükler beni fazla zorluyor, Kerem.
En: Taking a deep breath, she said, "Sometimes the burdens overwhelm me, Kerem.

Tr: Her şeyin yerinde kalmasını sağlamak istiyorum, ama bu, o kadar da kolay olmuyor,” dedi.
En: I want to keep everything in place, but it's not that easy."

Tr: O sırada dışarıdaki sis dağların içini sararken, birden başlayan bir fırtına kulübeyi sarsmaya başladı.
En: Meanwhile, as the fog outside enveloped the mountains, a sudden storm began to shake the cabin.

Tr: Rüzgar ağaçları eğiyor, yağmur gürültüyle damlara vuruyordu.
En: The wind bent the trees, and the rain pounded loudly on the roofs.

Tr: Elektrikler kesilmişti.
En: The power was out.

Tr: Kerem ve Ezgi, pencere kenarında yavaşça oturup eski bir hatırayı paylaşmaya başladılar.
En: Kerem and Ezgi sat quietly by the window and began sharing an old memory.

Tr: Büyükannelerinin ince bir kumaş kutusunu karıştırırken, altında bir zarf buldular.
En: While rummaging through their grandmother's delicate fabric box, they found an envelope underneath.

Tr: İçinde, büyükannelerinin geçmişte ailesinden gizlediği eski bir mektup vardı.
En: Inside was an old letter that their grandmother had kept secret from the family in the past.

Tr: Mektup, büyükannenin gençliğinde, ailesine fırtınalı bir zamanda nasıl yuva olduysa, Kerem ve Ezgi’ye de şimdi aynı sıcaklığı taşıyordu.
En: The letter, which had become a home for their grandmother during a stormy time in her youth, now carried the same warmth to Kerem and Ezgi.

Tr: Bu beklenmedik keşif onları bir yolculuğa çıkarmıştı.
En: This unexpected discovery had taken them on a journey.

Tr: Büyükanneleri, zorluklar karşısında daima umut dolu olmuş, ailesine hep öncelik vermişti.
En: Their grandmother had always been hopeful in the face of challenges and had always prioritized her family.

Tr: Bu gerçek, Kerem’i duygusal bir yakınlığa götürmüş, Ezgi’nin üzerindeki yükleri de hafifletmişti.
En: This truth led Kerem to an emotional closeness, and it lightened the burdens on Ezgi's shoulders.

Tr: Artık birbirlerinin sırtlarına yaslanmayı öğrenmişlerdi.
En: They had learned to lean on each other.

Tr: Fırtına dindiğinde, kalplerinde yükselen güneş yeniden doğmuş gibiydi.
En: When the storm subsided, it was as if the sun that rose in their hearts had dawned once again.

Tr: Kerem, artık hislerini daha açık ifade edebilen bir kardeş; Ezgi ise yüklerini paylaşabilecek bir dinleyici bulmuştu.
En: Kerem was now a brother who could express his feelings more openly, and Ezgi had found a listener with whom she could share her burdens.

Tr: Büyükannelerinin bıraktığı iz, onları daha güçlü kılmış, hem birbirlerine hem de köklerine daha sıkı sarılmalarını sağlamıştı.
En: The trace left by their grandmother had made them stronger, binding them more tightly to each other and their roots.

Tr: İki kardeş, fırtına sonrası gökyüzünde beliren ışığı izlerken, anladılar ki, kalplerindeki fırtına da aynı şekilde dinmişti.
En: As the two siblings watched the light appear in the sky after the storm, they realized that the storm in their hearts had subsided in the same way.

Tr: Artık sadece kendi yollarında değil, atalarının izinde de yürümeye hazırdılar.
En: They were now ready to walk not only on their own paths but also in the footsteps of their ancestors.


Vocabulary Words: