Fluent Fiction - Turkish: Winter Romance and Unexpected Revelations in Cappadocia
Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:
fluentfiction.com/tr/episode/2025-02-10-23-34-02-tr
Story Transcript:
Tr: Cappadocia'nın soğuk kış sabahı, Emre, Leyla ve Zeynep'in arabasıyla yola çıktı.
En: On a cold winter morning in Cappadocia, Emre, Leyla and Zeynep set out in their car.
Tr: Beyaz karlar altındaki peri bacaları, uzaktan masalsı bir güzellik sergiliyordu.
En: The fairy chimneys covered in white snow presented a fairytale-like beauty from afar.
Tr: Emre, içten içe heyecanlıydı; bugün Leyla'ya evlenme teklif etmeyi planlıyordu.
En: Emre was secretly excited; he was planning to propose to Leyla today.
Tr: Yüzüğü cebine koyarken, her şeyin mükemmel olmasını diliyordu.
En: As he put the ring in his pocket, he wished for everything to be perfect.
Tr: Arabada bir süre sessizlik hakim oldu.
En: A silence reigned in the car for a while.
Tr: Leyla, dışarıdaki manzarayı hayranlıkla izlerken, Zeynep ise haritada yol tarifi okuyordu.
En: Leyla watched the scenery outside with admiration, while Zeynep was reading directions from the map.
Tr: "Küçük bir mola verelim mi?" diye sordu Emre.
En: "Shall we take a little break?" asked Emre.
Tr: Diğerleri de bu fikri beğendi ve arabayı kenara çektiler.
En: The others liked this idea, and they pulled the car over.
Tr: Emre, çantasında sakladığı atıştırmalıkları çıkardı.
En: Emre took out the snacks he had hidden in his bag.
Tr: Herkes keyifle atıştırırken, birden Emre'nin yüzü kızarmaya başladı.
En: While everyone was snacking happily, suddenly Emre's face started to turn red.
Tr: "Sanırım fıstık vardı, fark etmedim. Alerjim var..." dedi endişeyle nefes almakta zorlanarak.
En: "I think there was pistachio, I didn't notice. I'm allergic..." he said with concern, struggling to breathe.
Tr: Leyla hemen paniğe kapıldı.
En: Leyla immediately panicked.
Tr: "Ne yapacağız, Zeynep?" dedi, sesi titreyerek.
En: "What are we going to do, Zeynep?" she said, her voice trembling.
Tr: Zeynep hızlı düşündü ve etrafta bir klinik bulmak için telefonunu çıkardı.
En: Zeynep thought quickly and took out her phone to find a clinic nearby.
Tr: "Hemen bir klinik bulmalıyız.
En: "We need to find a clinic right away.
Tr: Haritada yakınlarda bir tane var, acele edelim!" dedi kararlı bir sesle.
En: There's one nearby on the map, let's hurry!" she said in a determined voice.
Tr: Arabaya hızla bindiler ve Zeynep’in tarif ettiği kliniğe doğru yola koyuldular.
En: They quickly got into the car and set off towards the clinic Zeynep had described.
Tr: Emre gittikçe daha kötü görünüyordu ve Leyla'nın içi içini yiyordu.
En: Emre was looking worse, and Leyla was anxious.
Tr: Arabadan inip kliniğe ulaştıklarında, Leyla'nın ceketinin cebinden bir şey yere düştü: Emre’nin teklif ettiği yüzük kutusu.
En: As they got out of the car and reached the clinic, something fell from Leyla's jacket pocket: the ring box Emre had proposed with.
Tr: Klinikteki herkesin gözü Leyla’ya ve yere düşen yüzüğe çevrildi.
En: Everyone in the clinic's eyes turned to Leyla and the ring that fell to the ground.
Tr: Leyla yüzüğü yerden aldı, şaşkın ama duygulanmıştı.
En: Leyla picked up the ring, surprised but moved.
Tr: Emre’nin durumu doktorlar tarafından hızla kontrol altına alındı.
En: Emre's condition was quickly brought under control by the doctors.
Tr: Nefes almakta zorlanmayı bıraktı ve rengi yerine geldi.
En: He stopped struggling to breathe and his color returned.
Tr: Emre'nin zihni bulutlardan arındığında, zor an, tatlı bir anıya dönüştü.
En: When Emre's mind cleared, the difficult moment turned into a sweet memory.
Tr: Leyla yüzüğü elinde sıkıca tuttu ve odaya doğru yürüdü.
En: Leyla held the ring tightly in her hand and walked toward the room.
Tr: "Emre, bu doğru bir an değil ama her şeyin tam da bu şekilde olması belki daha iyi," dedi.
En: "Emre, this isn’t the right moment, but maybe everything happening this way is better," she said.
Tr: Emre yatağında yavaşça doğruldu ve yüzüğü Leyla’ya uzatarak, "Benimle evlenir misin?" diye sordu cesur bir gülümsemeyle.
En: Emre slowly sat up in his bed and, extending the ring to Leyla, asked with a brave smile, "Will you marry me?"
Tr: Odada herkes, hemşireler ve bekleyen diğer hastalar bile, gülümsemeye başladı.
En: Everyone in the room, even the nurses and other waiting patients, started to smile.
Tr: Leyla, "Evet!" dedi gözleri parlayarak, Emre'yi kucakladı.
En: Leyla said, "Yes!" her eyes shining, and embraced Emre.
Tr: Zeynep de derin bir nefes aldı ve arkadaşlarını geniş bir gülüşle izledi.
En: Zeynep also took a deep breath and watched her friends with a wide smile.
Tr: Yavaşça kalkanların arasında Emre, macera peşinde olmanın harika ama dikkatli olmanın daha da önemli olduğunu fark etti.
En: Among the slowly rising clouds, Emre realized that seeking adventure was wonderful, but being careful was even more important.
Tr: Ve Leyla, panik anlarında bile ne kadar güçlü olduğunu anladı.
En: And Leyla discovered how strong she was even in moments of panic.
Tr: İkisi de bu zorluğu geride bırakarak daha da yakınlaştı, gelecek için umutla doluydular, Cappadocia'nın büyüleyici kış manzarasının huzurlu yansıması altında.
En: Both of them overcame this challenge and grew closer, filled with hope for the future under the peaceful reflection of Cappadocia's enchanting winter landscape.
Vocabulary Words: